Mayıs ayının sonuna doğru sıcak bir İzmir günü... Atatürk Stadyumu'nda binlerce kişilik bir kalabalık var. Herkes elinde bayraklarla, genç-yaşlı bir arada müthiş bir heyecan dalgası içinde kıpır kıpır, âdeta bir deniz dalgası gibi hareket ediyor.

Tribün o kadar kalabalık ki bir yanımda babam bir yanımda babaannem olmasına rağmen kaybolmamak için ikisini de sıkı sıkı tutuyorum. Yerimizi bulmaya çalışıyoruz. Bir taraftan çiğdem (ay çekirdeği) satıcısı ve hemen ardından gelen su satıcısının sesleri, öte yandan binlerce kişilik stadyumdan yükselen gür ve coşkulu tezahürat âdeta tüm şehri kaplıyor. Çok heyecanlanıyorum. Kalbim küt küt atıyor. Ben de onlar gibi bağırmaya, bayrak sallamaya başlıyorum. Evet tahmin ettiğiniz gibi bu çocukken katıldığım bir 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlaması…

Dünyanın en güzel kulesi…

İzmirli gençler olimpik stadın tam ortasında aylardır çalıştıkları dans ve akrobasi figürlerini en iyi şekilde sergilemeye çalışıyor. Onları izlemeye gelmiş olan aileleri, okul arkadaşları, öğretmenleri ve şehrin ileri gelenleri de alkış ve tezahüratlarla destek veriyor. Özel kıyafetler giymiş abla ve ağabeyler teker teker bir yapının üzerine tırmanıp insandan dev bir kule oluşturuyor. Ben ve tüm stadyum şaşkınlık içinde onlara bakıyoruz, büyüleyici performanslarını izliyoruz. Yükselen her katla birlikte seyirciler daha da büyük bir heyecanla bağırıyor, bayraklarını sallayıp alkışlıyor. Sonunda ortaya dev bir Mustafa Kemal Atatürk silueti çıkınca alkışlar ve tezahüratlar iyice yükseliyor. Yaptıkları hareketler benim gözümde daha da büyüyor, inanılmaz bir şova, dünyanın en güzel gösterisine dönüşüyor…
Bir önceki bayramda, 23 Nisan'da, ben de aynı sahanın ortasındaydım. Arkadaşlarımla birlikte kırmızı beyaz elbiseler giyip Türk bayrağının dalgalanmasını yansıtmıştık tribünlere.

Yüreğimde tam bir bayram sevinci vardı. Üstelik bu bayramların ne anlama geldiğini ve ülkemizin nasıl kurtarıldığını, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kahramanlıklarını, bizim için şehit düşen kahramanlarımızı çok iyi biliyordum. Hatırlıyorum da bir keresinde duygulanıp gülümseyerek babaannemin elini öpmüştüm, "Hepimize iyi bayramlar!" demiştim. O da tatlı mı tatlı şivesi, sevecen gözleriyle bana her zamanki yanıtını vermiş, "Sağ olasın evladım, çok bayramlar göresin!" diyerek elimi şefkatle sıkmıştı.

Ve 23 Nisan 2021…

Bu bayram anımdan yaklaşık yirmi beş yıl sonra 22 Nisan 2021 tarihinde, son on yıldır neredeyse hiçbir stadyumda yukarıda anlattığıma benzer sahneler yaşanamıyorken ve bir de pandemi endişesiyle tüm sosyal görüşmelerin yasaklandığı bir dönemde bunalmışken bir canlı yayına denk geldim. BSH Gelişen Pazarlar Bölgesi Kurumsal İletişim Direktörü Burçin Girit ve BSH Türkiye CEO'su Gökhan Sığın, BSH Geleceği Kodlayanlar projesine katılan öğrenciler ve onların öğretmeni Fuat Tosun'u BSH’nin Facebook ve YouTube kanalları üzerinden yapılan bir canlı yayında ağırlıyorlardı. Çocuklarla birlikte 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlanıyordu. Teknoloji, kodlama, robotik gibi konular ve aynı zamanda da çocuklarımızın gelecek hayalleri, yaratıcı fikirleri üzerine oldukça aktif katılımlı bir sohbet gerçekleştirildi. Ülkemizin 5 farklı ilinden katılan 5 kardeş okulun öğrencisi olan bu 5 çocuk verdikleri yanıtlar, düşüncelerini açıklayış biçimleri ve gelecek hayalleriyle daha ilk dakikalarda hepimizin kalbini kazanmıştı.

Bir anda konuk öğrenciler arasında daha önce tanıştığım biri gözüme çarptı.