Kahvemi aldım, 10-15 dakika keyif yapacağım, delikanlılar tepemde bitti…

Yüzlerinde muzip ve afacan bir gülümseme. Gözlerinde cin gibi “Anne, sana öyle bir soru ile geldik ki çok zorlanacaksın!” ifadesi…


Uzatmadım, onlardan önce ben proaktif bir anne olarak bombardımana başladım... Amacım tabii ki bir an önce ne soracaklara sormalarını sağlamak, yanıtlamak ve kahve keyfime geri dönmek…


- Buyurunuz, alayım soru veya sorununuzu… Internet hızınız mı düşük? Bilgisayarlarınıza mı bir şey oldu? Bilgisayar oyunu aboneliğiniz mi bitti? Online derslerle ilgili anlamadığınız bir konu mu var? Yine okullar ne zaman tam olarak yüz yüze açılacak merakınız mı depreşti? Mesele nedir sevgili evlatlarım sizler için ne yapabilirim?


İkiletmeden, hemen başladılar motor gibi heyecanla konuşmaya…


- Anne internet yıkılıyor! Elon Musk insanlara beyne bilgi de upload edilebilecek chip takacakmış. Canlı yayında Neuralink diye bir projenin demosunu yaptı. Chip’li deney domuzları falan vardı. Bak burada.  Seyretmişsindir zaten! diyerek bizim BSH Blogger’ları olarak yıllar önce “Story Telling” eğitim aldığımız Sevgili Barış Özcan’ın Neuralink canlı yayın bandını burnuma dayadılar.


- Hani sen Fütüristsin ya… Bize lütfen söyler misin şu Elon Abinin beyne takılacak chip’leri ne zaman satışa çıkar? Yani biz kaç yaşımızdayken beynimize chip taktırabiliriz? Kısacası, biz chip istiyoruz!


- Yazık bize ya! Bu kadar, üstelik de ekran karşısında ruhsuz ruhsuz öğrenmeye çalışıyoruz… Oysa biz yetişkin olana kadar bu chip kesin yaygınlaşır… Eğer biz bu trend’i takip edemezsek, millet taktırırsa ve biz chipsiz kalırsak o zaman da geride kalmaz mıyız?


- Bu adalet mi ama ya? Biz deli gibi çalışacağız, bir sürü şeyi tek tek ezberleyeceğiz, binlerce problem çözüp, saatlerce ekran başında genç yaşta kemik eğrilmesi olacağız neredeyse! O sırada millet taktıracak chip’ini öne geçecek…



- Ne güzel abi! Kafan matematiğe, kimyaya veya İngilizceye mi basmıyor, takacaksın chip’i tamam. Çince mi öğreneceksin, tak Çince konuşma chip’ini Çinliler gibi şakır şakır konuş! Vaz mı geçtin, onu çıkar Japonca olanını tak… Hatta chip’i bile çıkarma, dilleri switch et…


- Ya da astronot mu olacaksın, yükle tüm eğitim paketini, uç uzaya.


- Asıl müthişi, gol kralı chip’i çıkarsa olur di mi? (Kahkahalarla gülüyorlar😊)…


- Piyano çalmak, şarkı söylemek vb. her şey için chip, ohh şahane!.. Çıktığın kıza piyano ile aşk şarkısı bestele, romantizmin bile tam olsun... 


Kısacası “tak chip’i yükselt beceriyi!”


- Anne, hatta Barış abi anlatıyordu GPT-3 (yapay zeka) bizim yerimize şiir, şarkı bile yapılabilecek, süper abi!..


- Uçan arabalar da çıkmaya başladı… Işınlanma da biz büyüyünceye kadar kesin çıkar; teleportation başladı bile…


- Eh o zaman diyoruz ki artık bizim deli gibi bu modası geçmiş usul ve içerikteki dersleri çalışmamıza gerek yok! Tabii ki de boş oturalım demiyoruz ama bizce siz, babamla bizim için esas yatırımı bu “chip” konusuna yapın. Ona para biriktirin. Takarız çipimizi ne yapmamız gerekiyorsa pat diye öğreniriz. Bize de asıl istediklerimize, daha yüksek yeteneklerimizi daha da geliştirmeye zaman kalır! Babama da açalım konuyu, bizim “eğitim” planlarımızı yeniden gözden geçirelim?... Bizi bi salın anne yaa! Daraldık valla…


Çocuklar aslında, arabesk anlatım ile baya bayaTüm dünyaya asileniyorlar artık!"Bu çağ gençliği ana-babaların üstünden bitirdiniz bizi, gençliğimizi yaşatmadınız, sözde büyüğümüz olacaksınız, ne yaptığınız belli değil, yeter yeteri varsa!” kıvamında isyanlardalar… Ve çokk çokk çokk haklılar!..

Geldiğimiz zamana bakar mısınız? Boşuna “İlginç zamanlarda yaşayasın!..” Çin atasözü ile başlamadım… Gerçekten çokk “ilginç, hatta tuhaf” zamanlardan geçiyoruz.



Çocuklar markalı alet edevat, giysi yarışmasından, rekabetinden çat diye “çip’li rekabet” dönemine ışınlandılar, en azından ve henüz, fikren…


Neyse konuya döneyim;


Derin bir şaşkınlık içinde, ne demem gerektiğini bilemeden öylece kalakaldım… Ne tepki vermem, ne söylemem gerektiğini gerçekten toparlayamadım…


- O kadar kritik bir konu ki…


- Çocuklar, gençler o kadar haklı ki… 


- Yıllardır eğitim, sınav, müfredat, diploma, meslek, unvan, güç, başarı, yarışma vb. diye gençleri öylesine bunalttık ve delirttik ki…


- “Merakla, araştırarak öğrenmenin, özgür yaşamanın” o müthiş heyecanını onlardan öyle hoyratça çaldık ki…


- Pandemi nedeniyle onca enerjileriyle sokağa çıkma yasakları yüzünden aylarca öyle acımasız bir hapis hayatı yaşamak zorunda kaldılar ki… Daha doğrusu hepimiz kaldık ki… Ve bir yandan da sürekli bir Elon Musk haberi, uzay seyahatleri, elektrikli araçlar, beyne takılacak chipler, Hyperloop vb. Aniden, neredeyse bir günde… Okuldan, arkadaşlarından, öğretmenlerinden, koçlarından, akrabalarından, sosyal hayattan; fiziksel olarak uzak, ekranlar aracılığı ile her an bağlı, öyle farklı, aşırı ve zorunlu bir iletişim modeline geçtiler ki… Daha doğrusu hepimiz geçtik ki…


- Tüm iletişim, eğitim, eğlence, sosyalleşme ihtiyaçlarını (önceden “oğlum/kızım yeter ama bu bilgisayar, hadi kalkın, dışarı çıkın, sokakta oynayın, hava alın, hareket edin, kapatın şunu!” diye sinir olduğumuz ve gençleri, nesilleri bozmanın baş sorumlusu ilan ettiğimiz) ekranlar aracılığı ile sürdürmek zorunda  kalışları öyle ağır, öyle ani geldi ki evlatlarımıza…


- Ufacık yaşlarında öyle apansız biçimde “can korkusu, yakınlarını kaybetme korkusu” gibi travmatik duygularla baş etmek zorunda kaldılar ki…


- Normal zamanlarda atkı, bere, şapka bile taktıramadığımız evlatlarımız maskelerden öyle bunaldılar ki… Ve daha da önemlisi - Onlara bu kadar geç kalmadan “tüketim-üretim-sürdürülebilirlik-çevre duyarlılığı” gibi hayati konuları öğretmek yerine, öylesine şuursuz bir tüketim ekonomisinin içine çektik ki...


Şimdi hep beraber yeni doğruları, yeni davranış modellerini, eski, daha yalın, daha sade zamanlarımızı hatırlayarak ve bir taraftan da geleceği anlama gayretiyle yeniden keşfetmeye ve öğrenmeye, daha parlak bir geleceğe koşma zamanı…



Yazılarımı takip edenler, beni tanıyanlar bilirler… Bilim ve teknolojiye tutkulu, gelecek konusunda son derece pozitif bir iletişimci ve Fütüristim. Bu yaşadıklarımızı, daha iyi bir gelecek yaratabilmemiz için “öğrenme, anlamlandırma” pratiği olarak değerlendiriyorum…


Ancak neticede ben de bir anneyim, üstelik yıllardır hevesle geliştirdiğimiz BSH Geleceği Kodlayanlar -  BSH Makers of Tomorrow  projelerinin de mimarı ve en büyük destekçilerinden biri olarak ve yukarıdaki soru bombardımanına apansız yakalanınca gerçekten ne diyeceğimi şaşırdım…

İşte bu ruh halleri ve düşünceler içinde…


Yanıt bekleyen gözlerle bana bakan oğullarım Kerem ve Berke’ye, kafamdan bunlar geçerken bir müddet boş boş, baka kaldım…


Ve eminim bu hallerimde yalnız değilim… Hepimiz tüm rollerimizi (ebeveynlik, çalışan insan, yönetici, arkadaş, akraba vb.) temize çekme dönemine girdik. Şaşkınız ve olan biteni anlamaya çalışıyoruz…


Bunlar öyle bir çırpıda çözülecek, hallolacak sığlıkta konular olmadığından; dümdüz annelik formatına sığınıp; “Hadi ordan bakiim haylazlar, işiniz gücünüz kaytarmak!” diye şakaya vurup, “babanızla falan hep beraber oturur konuşuruz” diye geçiştirdim ama…


Ama içim rahat… Tıkanan sistemi hep beraber, yeniden ve çok daha sağlıklı yeni sistemlere taşıyacağız Bunlar hep o zamanların ön hazırlıkları, değişim, dönüşüm devinimleri…


Ve çok eminim, şimdi zorlansalar da yeni nesil, şahane bir gelecek yaratacak…