Anadolu’da ki dağlar, tepeler toplanmışlar ve Ağrı Dağı’nın yanına varmışlar;

- Ağrı Dağı Ağrı Dağı, Anadolu’da bizler de varız ama senin kudretin herkesin ağzında, bizleri kimseler tanımaz. Var mıdır bunun bir sebebi?

Ağrı Dağı gülümseyip cevap vermiş;

- Benim karım var...

Benim de bir karım, iki de kar tanem varJ Anlayacağınız çekirdek aileyiz.

Küçükken büyüdüğüm aile de çekirdek aileydi. Annem, babam, ağabeyim ve ben. Ama misafiri çok severdik. Geleni gideni eksik olmayan evimizde tencere tencere yemekler yapılırdı.

Zonguldak ilinin Ereğli ilçesinde yaşadığımız için de özellikle yaz aylarında misafir sayımız artardı. Eskiden yaz tatillerinde otele gitme adeti yoktu. O yüzden deniz kıyısında yaşayan tanıdıkların yanına gidilirdi ve biz ailecek bundan büyük mutluluk duyardık.

Bu da haliyle evde pişen yemeğin, istiflenecek et, sebze, meyve ve sofra zamanına kadar dolaba sığdırılacak yemek tencerelerinin miktarını arttırırdı. Onların dolaba yerleştirilmeye çalışılması, karpuzun doğranarak mı yoksa doğranmadan mı koyulması konulu minik müzakereler tatlı telaşlar yaratır. Ufak çaplı kaotik haller, bağrış çığrış sofra kurma-toplama koşuşturmaları hemen hemen her akşam yaşanırdı.

O zamanlar BSH XXL Buzdolapları yoktu elbet. Eskiden saklama kabı denen kaplardan da yoktu. Her şey irili, ufaklı tencerelerde, tek tük plastik, çinko, bakır, alüminyum sahanlarda vb. muhafaza edilirdi…

Evimizde klasik tek kapılı, içinde üst kısmında küçük buzluk olan buzdolaplarından vardı. Annem her akşam bir iç mimar edasında tüm yemekleri tencereleri ile buzdolabına kaldırmayı başarırdı.


Kabusumuz ise sabah kahvaltısı için dolap raflarından bir şey almamız gerektiğinde başlardı. Tüm tencereler dışarı çıkarılır sonra kimse onları geri yerleştiremez. Yine annem yapardı.

Büyürken hep bu telaşlar yanımda geldi. Pek çoğumuz o telaşlarla büyüdük evrildik.

Benim çekirdek ailem de aynı anne ve babam gibi misafiri çok sever. Tekirdağ’da bahçeli bir evde oturduğumuz için özellikle yazları çok gelenimiz olur.

Aynı çocukluğumdaki gibi…

Sahip olduğumuz buzdolabı iki kapılı üstte soğutucusu olan bir buzdolabıydı.

O da yetmiyordu elbette.

Tencereleri yerleştirmeye çalışırken veya karpuzu “şimdi ne yapacağız?” sorusuna cevap ararken eski günler geliyordu aklıma. Tencereleri birbirine vura vura buzdolabına sığdıramaya çalışırken Karım imdadıma yetişip kurtarırdı beni.

İlginç olan karımın da annem gibi bu yerleşimi yapabiliyor olmasıydı. Ancak ne o ne de ben bu durumdan mutluyduk.

Sonra buzdolabını değiştirmeye karar verdiğimizde BSH XXL buzdolabı aldık.


İlk eve geldiği zamanı hala hatırlarım. Ne yapacağımızı bilememiştik. Öncekinden sonra bize hangar gibi gelen yeni buzdolabımızda tencereleri, karpuzu ve bir buzdolabına koyulması gereken her şeyi koymamıza rağmen en üst rafın hala boş kaldığını gördüğümüzde karım ile birbirimize bakakalmıştık.

Derin Dondurucu kısmı da neredeyse ayrı satılan bir derin dondurucunun büyüklüğü kadar olduğundan, kış için de hazırlık yapıp oraya kaldırmıştık.

Sessiz de çalışıyor. Gece birden büyük bir gürültü ile çalışan eski buzdolabımızdan sonra bazen buzdolabı üzerindeki elektronik göstergenin çalışıp çalışmadığını kontrol ettiğim zamanları hatırlıyorum.

Sonra alıştık ve BSH’ın XXL buzdolabını da çok sevdik. Şimdi göz ağrımız…

Bir çekirdek aile olarak çok kalabalık olmamamıza rağmen bu buzdolabını tercih ettiğimizden dolayı çok mutluyum, ailecek mutluyuz. Çünkü hem enerji hem de bütçe tasarrufu açısından bize büyük katkıları oldu. Uzun süreli sağlıklı saklama koşulları ve enerji verimli elektrik kullanımı ile vücudumuz da cebimiz de oldukça mutlu.

Sevdiklerinizle “acaba yemekte ne var bugün?” diye gizlice yoklayacağınız, içi sağlık ve mutlulukla dolu dolaplarınız, sofralarınız ve hayatlarınız olması dileği ile yeni yazımda görüşünceye kadar hoşça ve esen kalın.  

 

Alter Güneş

BSH Çerkezköy Central Controlling Head of Section